Eylül 1939 da başlayıp Eylül 1945 de biten 2.Dünya Savaşı sonunda yenilen, yakılıp yıkılan ve parçalanan Almanya kısa sürede toparlanarak sanayii alt yapısını oluşturur ve sanayileşmeyi gerçekleştirir. Altı yıl süren savaş büyük çapta çalışabilir Alman nüfusunu yokeder. Sanayileşmenin sonunda ekonomik bakımdan büyür, işgüçü açığı ortaya çıkar. Açığı kapatmak için birinci öncelikli İtalya da işgücü talep eden Almanya, 1963 yılında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile yapılan Türkiye den işgücü gönderilmesiyle ilgili anlaşmayı imzalayarak ikinci önceliği Türkiyer17;ye, Türk işçisine verir. Bu anlaşmanın altına Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti adına zamanın çalışma bakanı rahmetli başbakanlarımızdan Bülent Ecevit imza koyar.
Almanya ve Türkiye arasında imzalan bu anlaşma kısa sürede yankı bulur, Türkiyer17;nin dört bir tarafında iş ve işçi bulma kurumlarına akınlar başlar. Okur yazarlığı, sağlık ve sıhhati yerinde olan yirmi-otuzbeş yaş grubundaki insanlar büyük hayallerle Almanyar17;nın yolunu tutarlar. İlk giden kafileler çok şanslıdırlar çünkü Alman hükümetince nerde nasıl çalışacakları, nerde kalacakları önceden belirlenmiştir. Esas patlama 1970 yılından itibaren başlar ve Almanyar17;daki Türk nüfusu hızla artar. Oralardaki yaşama özenen ve kısa sürede zengin olma hayallerine kapılan Anadolu insanı çeşitli yollardan Almanyar17;ya giriş yapar. Kocası böbrek hastası olan ve üç çocuğuyla zor şartlarda yaşam mücadelesi veren Anadolu gelini Zeynep, ilkokul mezunu olduğu için okur yazarlığına, boy pos ve güzelliğine güvenerek, kocasının da razısını alır 1970 yılının sonbaharında Almanyar17;ya ayak basar. Dil bilmez, yol bilmez ama açık gözdür Zeynep. Önceden tanıdığı köylü veya yakın köylülerini adresleriyle bulur. Konu komşu kendisine yardımcı olur bir iş bulur mutlu bir şekilde çalışmaya başlar. Kazancının bir kısmını kendisine geri kalanınıda köyüne, kocası ve çocuklarının geçimi için gönderir. Günler, haftalar, aylar, yıllar derken aradan iki yıl geçer Zeynep izine gelir. Her şey yolundadır.Hem elinde parası hemde civarında itibarı vardır. Kısa süren izin biter ve Zeynep tekrar Almanyar17;ya döner. Gurbet ve yalnızlık çok zordur, etraftaki gözler Zeynebin üzerindedir. Derken bir gün bir tesadüf sonucu karşısına kendisi gibi Türkiyer17;den giden genç ve yakışıklı bir delikanlı çıkar, tanışırlar arkadaş olurlar her ikiside evli olmalarına rağmen gönüllerini bir birine kaptırırlar ve birlikte yaşamaya başlarlar.Artık Zeynep yaban illerde kendisini daha güçlü kuvvetli hissetmekte bir nebze de olsa yalnızlığa yenik düşmemenin sevincini yaşamaktadır. Zeynebin bu birlikteliği yakın cevresince hoş karşılanmaz, eş dost ve yakın tanıdıklar yüz çevirmeye başlarlar, bu haber kısa sürede memlekette de duyulur, zaten rahatsız olan kocası kahrında ölür, çocukları hem yetim hemde öksüz kalmış olur. Bunu duyan Zeynepr17;te bu acıya dayanamaz. Birlikte yaşadığı arkadaşıyla evlenmek ister olmaz, çocuklarını Almanyar17;ya getirmek ister beceremez, bu arada işini de kaybeder, pisikolojik dengesi bozulur, büyük bir çöküntü başlamış olur. Zeynep artık rüzgarın önündedir. Bir o yana bir bu yana savrulur, ne elinde tutan nede yardım eden yoktur etrafında. Çalışmak ister çalışamaz. Memleketine dönmek ister dönemez çünkü ne parası ne de dizlerinde dermanı vardır. Çaresiz ve bitkindir yaban illerde. O mutlu günler bir kabus olarak üzerine çökmüş, bir daha doğrulamamak üzere sürünmeye başlamıştır.
O Almanya ki kimini zengin etmiş, kimini batırmış, kimini güldürmüş, kimini de süründürmüştür. Bir zamanların köy güzeli Zeynebin acı dolu günleri, kırşehirli halk ozanı Çekiç Alir17;nin sözünde ağıt, sazında türkü olarak r0; Düşmüş Alamana yolu zeynebinr1;, Yine kırşehirli Çekiç Ali gibi halk ozanı olan Niğdeli halk ozanı Ali Ercanr17;ın sazında ise r0;Yavan Ekmek yiyelim döngel Zeynebin" diyerek yankılanmış, gurbet türküleri peş peşe sıralanmış ama Zeynep bir daha geri dönememiştir. Bir tarafta sıla, bir tarafta çoluk çocuk hasreti anadolu gelini o güzelim Zeynebi bitirmiştir. Yemeden içmeden kesilmiş ve bir kış günü tüberküloz(Verem) hastalığına yakalanmıştır. Cenazesinin bari bir an önce memleketine gönderilmesi için tedaviyi kabul etmemiş otuzyedi yaşında hayata gözlerini yumarak vefat etmiştir. Büyük ümitlerle başlayan Almanya yolculuğu bir tabutun içinde bir deri bir kemik olarak köy mezarlığında yerini alarak son bulmuştur.
Sevgili Selahattin Abi Yazmış olduğun Yurtdışındaki Türkleri anlatan yazın o kadar harika olmuş ki tam bizim köyümüzden mikailden karkından Çiğdemden asmadan Karacalıdan ve diğer köylüklerimizden gidenlerin ortak sorunu olup bu konu ile ilgili yazman çok güzel seni dikkatle izliyor yazılarını şiirlerini çok beğeniyorum saygılarımla GELİBOLU/ÇANAKKALE den Mustafa YILMAZ Çiğdem Köyü